12 Eylül 2026 Cumartesi
Künye İletişim Reklam Yazarlar
Köşe Yazısı

Akhisar'dan İzmir'e; Şamar Usta'dan, Yapay Zekâya…

Avni Erboy 11 Eylül 2026
Akhisar'dan İzmir'e;  Şamar Usta'dan, Yapay Zekâya…

İnsanoğlu zaman yolculuğuna çıktığında ister istemez şaşkınlığını gizleyemiyor. 
Eşimin ölümünden yaklaşık sekiz ay sonra ilk kez tek başıma uzun mesafeli araç kullandım. “Erken kalkan yol alır” misali, Bostanlı’dan sabaha karşı çıktığım yolculukta yaklaşık 14 saat sonra Mersin’e sağ salim ulaştım… Gidiş geliş 1731 kilometre… 

Mevlâna diyarına kadar güzergâhım belliydi. Konya’dan sonra kararsızdım: Karaman-Mut üzerinden mi, yoksa Pozantı’dan mı aşağıya insem diye... 

Nereden sayarsanız sayın, Mut’a gitmeyeli ya da oradan geçmeyeli 30 yıl olmuştur.
O kadar tereddüt etmemeliymişim. Keyifli bir yolculuk oldu, yolların genişlemesi ve doğanın güzelliği yorgunluğumu bir parça da olsa giderdi. Elbette o virajlarda kurallara uymak ve gösterilen kilometrede gitmek şart. 
Silifke’ye, hatta Kız Kalesi’ne kadar her şey dört dörtlüktü, keyfim yerindeydi. Ne zaman sit alanı olan Kız Kalesi’ni geçtim, şaşkınlığım başladı.  Ayaş, Yemişkuyu, Kumkuyu, Limonlu, Kocahasanlı, Erdemli, Kargıpınarı, Mezitli, Tece, Mersin arasındaki yaklaşık 90 kilometrelik sahil bandı ne olmuş biliyor musunuz?
Beton yığını…
Biz Çeşme, Kuşadası, Bodrum diyoruz ya… O bölgenin yanında bizim burada eleştirdiğimiz evler cüce kalır... 
Yer yer eski Sovyetler’i andıran blok blok çok katlı apartmanları görmek beni şaşkınlıktan çok üzdü.
O güzelim Akdeniz resmen beton bloklara teslim olmuş... 
Ya sahile ne demeli? Karşıyaka’daki çöplerle yarışa soksak hangisi kazanır bilemiyorum ama, denizin kıyısında albenisi olan, kış aylarında çılgın dalgaların sürüklediği beyaz taşların renginin değişmesi bir yana, aralarındaki kumların içindeki sigara izmaritlerini toplamaya kalksan, yaşlanırsın. Ömrün yetmez!
Üstelik turizmin “T”sini ara da bulabilirsen!
Aynen Ege futbolunun bugünlerde içine düştüğü durum gibi bir tabloyu görmek insanın içini sızlatıyor!
Çok üzüldüm…
Siz Akhisarspor’un bugünkü durumuna ne kadar üzüldüğümü bilemezsiniz.
O bizim için “olmazsa olmaz”ımız, ilk göz ağrımız…
Altay’a üzülmüyor mu sanıyorsunuz?
Ya Altınordu’ya?
Karşıyaka ise camiasını hep diri tutmaya çalışan taraftarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. 3. Lig girdabındaki bu kulüp, bu ekonomik krizi bakalım nasıl aşacak?
Buca… Menemen… Ve diğerleri…
Son hafta Göztepe’nin Gürsel Aksel Stadı’nda fark yemesine ne demeli?
Şimdi siz hemen bize soracaksınız. “Nereye gidiyor Ege Futbolu?”
İnanın bir yere gittiği yok. Çökmüş, ayaklanacak ama hali yok! 
Taraftar inançlı. Moralleri bozuk!
Eski yöneticileri değil dürbünle, mikroskopla arasan bulamazsın
Zaman yolculuğuna çıkıp da o güzelim mahalle kültürünü, kapısına kilit vurulmayan evlerini, sokak aralarında güvenle futbol oynayan çocukları, onlara karınca kararınca destek olmaya çalışan büyüklerini insan aramıyor mu?
Böylesi bir yaşamda kulüpler de parasız pulsuzdu; ancak forma aşkıyla yanıp tutuşan, kulüp sevgisini yüreğine kazıyan insanlarla ayakta kalıyordu. Hem sevgi hem de saygı tüm engelleri aşıyordu…
Yırtık ayakkabısını “Şamar”da tamir ettirmek için Akhisar’ın eski garajında (şimdi Akhisar Belediyesi olan yer) otobüs şoförüne yalvaran, muavine torpil yapmaya çalışanlarla futbol güzel olmaz mı? 
Neden bu durum? Çünkü o yıllarda Akhisar’dan İzmir’e gitmek oldukça zordu. Bugünkü gibi sıklıkla otobüs gitmezdi. Yol 4 saat sürüyor ve sadece Emniyet Otobüsleri çalışıyordu. Akhisar-İzmir seferi yapan otobüslerde, İzmir’de dönüş sıralarını beklerken bol zamanları oluyor ve bunu da özellikle Kemeraltı’nda değerlendiriyorlardı. O nedenle tamir edilecek ayakkabı veya top, torbanın içine konarak tanıdık birine teslim edilir, tamir edildikten sonra da geri alınırdı.
“Şamar” dedim de…
Tokat anlamında değil. Bu “Şamar”, İzmir Kemeraltı’na Agora’dan girişin hemen başındaki ayakkabı ve top tamircisiydi… O yıllarda futbol oynayan hemen herkesin bildiği ustalardan biriydi. "Kramponların Doktoru Şamar Usta" olarak bilinen bu dükkânda yalnız ayakkabılar değil, futbol topları ve çocukların hayalleri de tamir edilirdi...
Burada krampon dikişi, taban değişimi, futbol ayakkabılarının tamiri, deri futbol toplarının elde dikimi ve tamiri yapılırdı; bu konuda da ünlüydü. O dönemde yeni top almak pahalı olduğundan, patlayan toplar tamire götürülürdü. 
Bugün futbol topu patlayınca çöpe gidiyor. O zamanlar ise Kemeraltı'nda, Agora'nın yanı başındaki Şamar Usta'ya götürülürdü. 
Halen gözlerimin önünde Şamar Usta ve dükkânı…
Acaba o günler mi güzeldi, yoksa günümüz mü?
Futbolu soracak olursanız, zorlukları ve basit oyun diye ikiye ayırmak en doğrusu. O dönem zordu. 
Malzeme olanakları sınırlıydı.
Sahalar toprak, yağmurda çamur.
Tribünler açık, tesisler iptidai. 
Teknolojiden bihaber, çalakalem antrenmanlar. Antrenörün, antrenöründen gördükleri…
Takımlarda on birler ve yedekler belli. Sakatlık, kırmızı kart (O dönem kırmızı kart yoktu; hakem “Çık dışarı!” diyordu) olmazsa takım da değişmezdi. Salı ve perşembe günleri öğleden sonraları antrenman yapılırdı.  Pazar günleri de maçlar oynanırdı. Her şey belliydi… 
Günümüzde teknoloji aldı başını yürüdü… 
Modern metotlar, bugünlerde yapay zekâ ile taktikler… Çeşit çeşit marka malzemeler. Çim sahalar. Isıtmalı soyunma odaları, koltuklu yedek kulübeleri… 
Zaman değişti… Dün şamar usta topları dikerdi, bugün yapay zeka akıl veriyor...
O gün yürekle oynanıyordu futbol. Bugün parayla… 
Değişmeyen tek şey nedir biliyor musunuz?
Taraftar ve çektiği çile…

Avni Erboy - Diğer Yazıları
Footer Üstü 970x90