Kent kültürü ve esnafın önemi

Kent dediğimiz zaman aklımıza önce binalar, yollar, parklar ve meydanlar gelmektedir. Oysa bir kenti kent yapan sadece bunlar değildir. O kentte yaşayan insanlar, komşuluk ilişkileri, sokaklarındaki hareketlilik ve özellikle de esnafıdır. Bir kentin kültürü varsa, bunda esnafın da büyük payı vardır. Hatta büyüktür.
Sabah dükkânını açan bakkal, fırından yükselen ekmek kokusu, müşterisini güler yüzle karşılayan berber, yıllardır aynı yerde hizmet veren terzi…Hiç kuşku yok ki, bunların hepsi kent yaşamının birer parçasıdır. Esnaf sadece mal alıp satan kişi değildir. Bazen bir mahallenin hafızası, bazen bir sokağın neşesi, bazen de insanların derdini dinleyen bir dostu, yol göstericisi, adres belirleyicisidir.
Eskiden mahalle kültürü daha da farklıydı. İnsanlar birbirini tanır, kimin neye ihtiyacı olduğunu bilir, komşusunu gözetirdi. Esnaf da bu ilişkilerin tam ortasındaydı. Bir çocuk bakkala gönderildiğinde, ailesi gözünün arkada kalmayacağını bilirdi. Çünkü esnaf sadece müşterisini değil, mahallesini de tanırdı. Bugün bunların bir kısmını kaybettiğimizi düşünüyorum. Yanlış düşünmüyorumdur herhalde?
Kesinlikle doğru olan bir şey var. O da zamanın değişimidir. Kesinlikle artık alışveriş alışkanlıklarımız değişti. Büyük mağazalar, alışveriş merkezleri (AVM) ve internetten satış hayatımıza girdi. Bunlara karşı çıkmak mümkün değil. Ama değişen zamanın içinde bazı değerlerimizi de korumamız gerekiyor. İşte en önemli meselemiz de bu.
Esnafın kepenk kapatması, yalnızca bir dükkânın kapanması değildir. Bazen bir sokağın sessizleşmesi, bazen komşuluk ilişkilerinin azalması, bazen de yılların birikiminin yok olmasıdır. Hayatın değişimidir, açıkçası…
Bir de işin başka bir tarafı var. Kent kültürü diyorsak, esnafın da üzerine düşen görevler bulunuyor. Dükkânının önünü temiz tutmak, çevresine karşı duyarlı olmak, kaldırıma gelişi güzel mal koymamak, müşterisine saygılı davranmak, yolu tamamen kapatmamak, saygıyı unutmamak bunların başında geliyor.
Daha önceki yazılarımızdan hatırlayacaksınız. Bir kentte temizlik yalnızca belediyenin görevi değildir. Belediye çalışacak, vatandaş duyarlı olacak, esnaf da kendi kapısının önüne sahip çıkacak. Herkes elini taşın altına koyarsa sokaklarımız daha temiz, daha yaşanabilir olur.
Düşünsenize… Her esnaf sabah dükkânını açarken önünü temizlese, çöplerini doğru yere koysa, çevresine biraz daha dikkat etse kentimiz nasıl değişir? Bunun için büyük projelere, milyonlarca liralık yatırımlara gerek yok. Biraz sorumluluk, biraz özen, biraz da yaşadığı yere sevgi yeter.
Bir başka konu da esnafın birbirine sahip çıkmasıdır. Aynı sokakta yıllardır çalışan insanlar birbirini rakip olarak görmek yerine, aynı kentin insanları olduklarını unutmamalı. Çünkü bir sokağın hareketli olması, oradaki bütün esnafa yarar sağlar. Ama şimdi öyle mi? Hele hele büyük şehirlerde esnaf yanındaki esnafı tanımıyor bile!
Vatandaş da alışveriş yaparken kendi esnafını unutmamalı. İmkânı varsa mahallesindeki bakkaldan, manavdan, kasaptan alışveriş yapmalı. Bu, sadece bir alışveriş meselesi değil, yaşadığı yere katkı sunma meselesidir. Ben kent kültürünün büyük sözlerle değil, küçük davranışlarla oluştuğuna inanıyorum. Bir selam vermek, bir yaşlıya yardımcı olmak, dükkânın önünü temizlemek, komşusunun sıkıntısıyla ilgilenmek… Bunlar belki çok basit şeyler gibi görünebilir. Ama bir kenti güzelleştiren de zaten bu küçük ayrıntılardır.
İster Akhisar'da yaşayalım ister İzmir’de ister başka bir kentte… Yaşadığımız yeri sevmek, ona sahip çıkmakla başlar. Belediyeler görevini yapacak. Kurumlar üzerine düşeni yerine getirecek. Ama bizler de yaşadığımız kentin bir parçası olduğumuzu unutmamalıyız. Çünkü kent dediğimiz yer, sadece içinde yaşadığımız binalar değildir. Anılarımızın biriktiği, dostluklarımızın kurulduğu, çocuklarımızın büyüdüğü yerdir.
Esnaf da bu hayatın tam içindedir.
Bir kentin sokakları temiz, esnafı duyarlı, insanları birbirine saygılıysa orada güzel bir kent kültürü oluşmaya başlamış demektir.
Bence mesele bu kadar basit.


