Futbolla geçen 50 yıl...

Gençliğe servet ve yarım asırlık bir sevda. Bazı insanlar hayatlarını bir mesleğe, bazıları bir şehre, bazıları ise bir sevdaya adar. Benim için bu sevdanın adı futbol oldu. Tam 50 Yıl…
Bu hikâyenin başlangıcı 1970’li yıllarda.
O yıllarda futbol bugünkü futbol gibi modern sahalarda son teknoloji malzemelerle ve profesyonel imkanlarla oynanmıyordu. Ama bir şey vardı ki her şeyden güçlüydü.
Futbol sevgisi…
Akhisar’ın sokaklarında, mahallelerinde, toprak sahalarda futbol konuşuluyordu. Gençlerin en büyük heyecanlarından biri topun peşinden koşmak, formasını giymek ve takım arkadaşlarıyla aynı mücadeleyi paylaşmaktı.
Bu yıllarda Doğan Altı Eylül Kulübü futbolun önemli duraklarından biriydi. Kulüp sadece futbol oynanan bir yer değil, gençlerin bir araya geldiği, arkadaşlıkların kurulduğu ve hayatın öğrenildiği bir okul gibiydi.
O dönemin futbolunda hatırladığım bazı isimler özellikle hafızada yer aldı.
Sunay Hocam, Sait Poçal, Yılmaz Hızal hocam, kaptanım Cumhur abim, başkanım Osman Gökçen, Hacı Rahmi, profesör Süleyman Şakrak (futbolun profesörü), Çeçen Hüseyin, kaptanım Turan Poyraz, Kadir abim, Tayfun Ursavaş, Bülent Levent kardeşler, Ahmet Eşdur, Süleyman Çorukman, Süleyman Kızılçay, İsmail Çelik, Şenol Türküm, Mustafa Övez, Selim kardeşim (Arap), Çetin Üren, Satır Mustafa, kaleci Enver. Onların her birin futbol yolculuğumda ayrı bir izi, ayrı bir emeği vardı. Yaşama veda edenlere Allahtan rahmet diliyorum.
Sunay hocam, Hüseyin hocam, Sait hocam ve Yılmaz Hızal hocam gençlere yalnızca futbolun teknik tarafını öğretmediler. Mücadeleyi, disiplini, takım olmayı, paylaşmayı, futbola saygıyı, arkadaşlığı, sevgiyi öğrettiler. Osman Gökçen başkanım asker geçmişinden dolayı disiplinli, kulübün ayakta kalması ve gençlerin spor yapabilmesi için emek veren isimlerden biriydi.
Cumhur kaptanım ise kendine has üslubu, sahada liderliği ile örnek insanlardandı. Tayfun abim (Ursavaş) mücadeleyi ve takım ruhunu temsil eden isimlerden biriydi.
Bugün yıllar geriye döndüğünde, o günlerin değerini çok daha iyi anlıyorum.
Çünkü o dönem futbolcuların belli sınırlıydı ama hayalleri büyüktü.
Bir forma, bir çift krampon, bir futbol topu ve sahaya çıkma heyecanı çoğu zaman yeterliydi.
Asıl zenginlik ise birbirimize duyduğumuz güven ve sevgiydi.
FUTBOL BİR HAYAT OKULUYDU
1970 yılların futbolunda çocuklar ve gençler sadece futbolcu olmak için sahaya çıkmıyordu. Saha hayatı öğrenmenin bir yoluydu. Takım arkadaşlarına sahip çıkmayı, büyüğüne saygı göstermeyi, yenilgiyi kabullenmeyi, mücadeleden vazgeçmemeyi ve kazandığında alçak gönüllü olmayı futbol öğretiyordu.
İşte benim futbola bağlılığımın temelinde de bu anlayış var.
Yıllar içerisinde futbolun birçok dönemine tanıklık ettim. Futbol değişti, sahalar değişti, antrenman yöntemleri değişti, imkanlar arttı. Fakat gençliğe hizmet etme düşüncesi hiç değişmedi. Benim için futbol hiçbir zaman 90 dakika ve bir skor tabelası olmadı.
Futbol; gençlerin hayatına dokunabilmek, onlara doğru değerleri kazandırabilmek, onları geleceğe hazırlayabilmekti.
Bugün dönüp baktığımda 1970’li yıllarda bu yolculuğun beni tam 50 yıl boyunca futbolun içinde tuttuğunu görüyorum.
Belki yıllar geçti, insanlar değişti, nesiller değişti ama günlerde Doğan Altı Eylül sonrasında Akhisarspor Kulübünde başlayan futbol sevgisi ve gençliğe hizmet anlayışı hala içimde yaşıyor. Bugün torunlarımın elinde top gördüğümde aslında yıllar öncesi kendimi görüyorum.
Futbol ile hayatıma anlam katan büyüklerime, takım arkadaşlarıma, isimlerini bugün belki hatırlayamadığım, yazı yazarken anımsayamayıp unuttuklarım nice değerli dostlarıma, hepsine gönülden teşekkür ediyorum. Çünkü insanın hayatında bazı insanlar vardır, üzerinden yıllar geçse de bıraktıkları iz silinmez.
Futbolcu yetiştirmek önemlidir. Ama iyi insan yetiştirmek daha önemlidir.
Benim 50 yıllık futbol hikayemin Akhisar kısmının özeti bu. 1970’li yıllardan bugüne uzanan sevda…
