Âhiliği anmaktan ahiliği ihya etmeye...

Şeyh Îsâ’nın öğretisinden Âhî Evrân’a, Bâcıyân-ı Rûm’dan Akhisar Âhîlerine; Çağlak’tan geleceğin Akhisar’ına…
Âhîlik Haftası geldiğinde dürüstlüğü, kardeşliği, alın terini, esnafı ve sanatkârı hatırlıyoruz.
Bunların her biri çok kıymetlidir.
Fakat Âhîliği yılda bir hafta hatırlanan tarihî bir gelenek hâline getirirsek, onun Anadolu'da kurduğu büyük hayat nizâmını gözden kaçırırız.
Çünkü Âhîlik yalnızca esnaf teşkilâtı değildir.
Âhîlik; ilim ile hüneri, üretim ile ahlâkı, usta ile çırağı, kadın ile erkeği, köy ile şehri, kazanç ile toplumsal mesuliyeti birbirine bağlayan bir insan yetiştirme ve hayat kurma nizâmıdır.
Ve Akhisar'ın bu nizâmı başka yerlerde aramasına gerek yoktur.
Çünkü Âhîler bu şehirde yaşamıştır.
Çünkü bu şehirde Âhî Kayser'in zâviyesi vardır.
Çünkü Akhisar'ın asırlardır yaşayan Çağlak hâfızası vardır.
Ve hepsinden önemlisi, Akhisar'ın kendi içinden yükselen Şeyh Mecdüddin Îsâ'nın bize bıraktığı fevkalâde bir öğreti vardır.
İlim ile sanatı birbirinden ayırmamak.
İşte bugün Akhisar'ın yeniden hatırlaması gereken söz budur.
ŞEYH ÎSÂ'NIN AKHİSAR'A BIRAKTIĞI MÎRÂS
Şeyh Mecdüddin Îsâ, XV. yüzyılın ikinci yarısı ile XVI. yüzyılın başlarında yaşamış Akhisarlı bir mutasavvıftır.
Hayatı ve menkıbeleri oğlu İlyas b. Îsâ tarafından Menâkıb-ı Şeyh Mecdüddîn adıyla kayda geçirilmiştir.
Kaynaklarda onun ilim tahsiliyle sanat öğrenimini birbirinden ayırmayan yaklaşımı özellikle dikkat çeker.
Ona atfedilen öğüt bugün dahi bir eğitim programının temel ilkesi olabilecek kadar güçlüdür.
“Benim evlatlarım ilim tahsil ederken sanat öğrensinler. Hiç sanatsız olmasınlar.”
Buradaki “sanat”ı yalnız bugünkü güzel sanatlar anlamında okumamak gerekir.
Tarihî kullanımında sanat; zanaatı, hüneri, mahareti, insanın eliyle bir iş yapabilme kudretini de içine alır.
Yani çocuk okuyacak ama aynı zamanda yapacak.
Bilecek ama aynı zamanda üretecek.
Aklını geliştirecek ama elini köreltmeyecek.
İşte Şeyh Îsâ'nın öğretisi burada Âhîliğin usta-çırak nizâmıyla buluşur.
ÂHÎ EVRÂN-I VELÎ VE ANADOLU'NUN ÜRETEN İNSANI
Âhî Evrân-ı Velî'nin temsil ettiği Âhîlik anlayışında meslek yalnız para kazanmanın vasıtası değildir.
Meslek aynı zamanda insan yetiştiren bir mekteptir.
Yamak...
Çırak...
Kalfa...
Usta...
İnsan yalnız iş öğrenerek bu basamakları çıkmaz. Mesleğin ahlâkını da öğrenir.
Eksik tartmayacaktır.
Kusurlu malı sağlam diye satmayacaktır.
Müşterisini kandırmayacaktır.
Ustasının hakkını bilecektir.
Çırağını ezmeyecek, yetiştirecektir.
Kazancının esiri olmayacaktır.
İşte bu sebeple Âhîlikte işinin ehli olmakla iyi insan olmak birbirinden ayrılamaz.
Bugün bizim yeniden aradığımız eğitim modeli de aslında budur.
ÂHÎYÂN-I RÛM;
ANADOLU ÂHÎLERİ
Eski kaynaklarımız Anadolu'nun kuruluşunu yalnız hükümdarlar, beyler ve ordular üzerinden anlatmaz.
Âşıkpaşazâde'nin meşhur tasnifinde Gâziyân-ı Rûm, Âhîyân-ı Rûm, Abdalân-ı Rûm ve Bâcıyân-ı Rûm birlikte zikredilir.
Âhîyân-ı Rûm...
Yani Anadolu Âhîleri.
Bu bize önemli bir şeyi hatırlatır.
Bir toprağı fethetmek başka şeydir,
onu yurt hâline getirmek başka.
Bir şehrin yurt olabilmesi için çiftçi gerekir, demirci gerekir, marangoz gerekir, debbağ gerekir, dokumacı gerekir, tüccar gerekir, usta ve çırak gerekir.
Fakat bunların hepsinden önce birbirlerine güvenmeleri gerekir.
Âhîliğin kurduğu büyük sermaye yalnız para değil,
güvendir.
FATMA BACI VE BÂCIYÂN-I RÛM
Anadolu'nun bu büyük kuruluş hikâyesini yalnız erkekler üzerinden de okuyamayız.
Çünkü tarihî hafızamızda Bâcıyân-ı Rûm, yani Anadolu Bacıları vardır.
Bâcıyân-ı Rûm'un teşkilât yapısı ve tarihî mahiyeti hakkında akademik tartışmalar bulunduğunu; aynı şekilde yaygın anlatıda Âhî Evrân'ın eşi olarak kabul edilen Fatma Bacı'nın teşkilâtla ilişkisine dair ayrıntıların da bütün yönleriyle kesinleşmediğini bilerek konuşmalıyız.
Fakat bunun arkasındaki büyük tarihî hakîkat değişmez.
Anadolu kadını üretimin, dayanışmanın ve kültürel aktarımın dışında değildir.
Kadın dokur.
Üretir.
Tohumu saklar.
Yemeği taşır.
Çocuğu yetiştirir.
Masalı ve ninniyi aktarır.
Bilgiyi nesilden nesile ulaştırır.
Bugün Bâcıyân-ı Rûm'un ruhunu yeniden düşünmek demek, kadınları tarihî kıyafetler giydirip bir festivalde dolaştırmak değildir.
Kadının taşıdığı bilgiyi yeniden üretimin ve kültürel mîrâs aktarımının merkezine koymaktır.
Bugünün diliyle bir "Anadolu Kadınlar Birliği" düşüncesinin tarihî ilhamı burada aranabilir.
VE AKHİSAR'IN KENDİ ÂHÎLERİ…
Bütün bunlar Akhisar'a dışarıdan getireceğimiz bir tarih değildir.
Çünkü Akhisar'ın kendi Âhî hafızası vardır.
Bunun elimizdeki en açık örneklerinden biri Âhî Kayser'dir.
1575–1576 tarihli Saruhan tahririne dayanan araştırmada Akhisar merkezinde Âhî Kayser tarafından bina edilmiş bir zâviyenin bulunduğu kaydedilmektedir.
Zâviyenin mutasarrıfı Kanber'dir ve yine Âhî Kayser adını taşıyan mezrâdan 150 akçe gelir elde etmektedir.
Kaydın dayanağı Kuyûd-ı Kadîme Arşivi'ndeki TD 544, vr. 62b'dir.
Üstelik Saruhan coğrafyasındaki Âhî varlığı bununla sınırlı değildir.
Araştırmalarda Âhî Baba, Âhî Kayser, Âhî İshak, Âhî Süle, Âhî Keskin ve Âhî Ali adlarını taşıyan zâviyeler karşımıza çıkmaktadır.
Dolayısıyla Akhisar'da Âhîliği konuşurken uzak bir Anadolu hikâyesini anlatmıyoruz.
Kendi şehrimizin kaybolmuş hafızasını konuşuyoruz.
Âhî Kayser kimdi?
Zâviyesi Akhisar'ın neresindeydi?
Âhî Kayser Mezrâsı bugün nereye karşılık geliyor?
Akhisar'da başka hangi Âhîler yaşadı?
Hangi meslekler vardı?
Hangi ustalar hangi çırakları yetiştiriyordu?
Bütün bunların yeniden araştırılması gerekiyor.
Ve işte tam burada tarih araştırması, şehir politikasına dönüşmelidir.
AKHİSAR'A AÇIK TEKLİFİMİZDİR
Şeyh Îsâ'yı yalnız anmayalım.
Âhîliği yalnız kutlamayalım.
Çağlak'ı yalnız birkaç günlük eğlence olarak görmeyelim.
Bütün bu tarihî ve kültürel hafızayı yaşayan bir şehir modeline dönüştürelim.
Ve bunun için Akhisar'da birbirini tamamlayan üç büyük yapı kuralım.
AKHİSAR ÇAĞLAK HALK ÜNİVERSİTESİ
TÜRK HALKBİLİMİ VE KÜLTÜREL MÎRÂS ENSTİTÜSÜ
DÂİMÎ KÜLTÜREL MÎRÂS PANAYIRI
Bunlar birbirinden bağımsız üç proje değil, tek bir kültürel ihyâ sisteminin üç ayağı olmalıdır.
AKHİSAR ÇAĞLAK HALK ÜNİVERSİTESİ
Adını özellikle Çağlak koyuyoruz.
Çünkü Çağlak yalnız bir festival adı değildir.
Çağlak, Akhisar'ın Şeyh Îsâ ile bütünleşmiş toplumsal hâfızasının adıdır.
Şeyh Îsâ'nın Akhisar'a dönüşünü bekleyen halkın Çağlak mevkiinde toplanması, yemekler hazırlaması, eğlenmesi ve bu buluşmanın zaman içerisinde gelenekleşmesi, Çağlak'ın tarihî anlatısının merkezinde yer almaktadır.
O hâlde Çağlak'ı yılda birkaç günlük şenliğin adı olmaktan çıkarıp yılın 365 günü yaşayan bir öğrenme ve buluşma anlayışının adı hâline getirebiliriz.
Akhisar Çağlak Halk Üniversitesi bildiğimiz üniversitelerin küçültülmüş bir benzeri olmayacaktır.
Diploma dağıtmak için değil;
insan yetiştirmek için kurulacaktır.
Burada akademisyen de hoca olacaktır, seksen yaşındaki marangoz da.
Arkeolog da ders verecektir, zeytin üreticisi de.
Mimar da öğretecektir, taş ustası da.
Müzisyen de olacaktır, halk ozanı da.
Demirci...
Terzi...
Dokumacı...
Kuklacı...
Meddah...
Masal anlatıcısı...
Çömlekçi...
Çiftçi...
Aşçı...
Çünkü bazı bilgiler kitaptan kitaba aktarılır,
bazıları ise elden ele.
Ve Şeyh Îsâ'nın öğretisi bu üniversitenin temel ilkesi olacaktır.
İlim öğrenen, bir sanat ve hüner de öğrenecek.
Çocuk yalnız sınava hazırlanan bir öğrenci olmayacaktır.
Bir ustanın yanına oturacaktır.
Ağaca dokunacaktır.
Demiri işleyecektir.
Toprağı tanıyacaktır.
Tohum ekecektir.
Bir şey yapmanın, bozmanın, yeniden yapmanın ve nihayet ustalaşmanın ne demek olduğunu öğrenecektir.
İşte gerçek eğitim budur.
TÜRK HALKBİLİMİ VE KÜLTÜREL MÎRÂS ENSTİTÜSÜ
Halk Üniversitesi öğretecekse, bir kurum da araştırmalıdır.
İşte bunun için Türk Halkbilimi ve Kültürel Mîrâs Enstitüsü kurulmalıdır.
Akhisar'ın bütün köyleri tek tek taranmalıdır.
Yaşlılarla görüşülmelidir.
Masallar kaydedilmelidir.
Türküler derlenmelidir.
Ağızlar ve kelimeler kayıt altına alınmalıdır.
Yer adları araştırılmalıdır.
Düğünler, çocuk oyunları, yemekler, geleneksel üretim teknikleri, zeytin kültürü, su kültürü, halk hekimliği, zanaatlar, eski çarşılar ve şehir hafızası belgelenmelidir.
Ve elbette
Akhisar'ın Âhîleri araştırılmalıdır.
Âhî Kayser'in izi arşivden araziye kadar takip edilmelidir.
Zâviyesinin yeri bulunmalıdır.
Âhî Kayser Mezrâsı'nın bugünkü karşılığı araştırılmalıdır.
Akhisar'ın diğer Âhîleri, zâviyeleri, vakıfları, ustaları ve çarşıları ortaya çıkarılmalıdır.
Şeyh Îsâ Menâkıbnâmesi yalnız dinî-tasavvufî açıdan değil; Akhisar'ın sosyal, eğitim ve kültür tarihi açısından da yeniden incelenmelidir.
Çünkü bilinmeyen mîrâs korunamaz.
Önce bileceğiz,
sonra koruyacağız,
sonra yaşatacağız.
DÂİMÎ KÜLTÜREL MÎRÂS PANAYIRI
Ve bütün bu bilgi raflarda kalmayacaktır.
Halk Üniversitesi'nin yetiştirdiği insanlarla Enstitü'nün ortaya çıkardığı kültürel mîrâs, Dâimî Kültürel Mîrâs Panayırı'nda yaşayacaktır.
Burada usta tezgâhının başında olacaktır.
Çırak yanında olacaktır.
Kadın üretici ürününü doğrudan halkla buluşturacaktır.
Köylü yalnız ham ürün satmayacak; ürettiğini işleyecek, gösterecek ve anlatacaktır.
Zeytin olacaktır.
Üzüm olacaktır.
Tarhana olacaktır.
Dokuma olacaktır.
Ahşap, demir, deri, seramik olacaktır.
Karagöz olacaktır.
Kukla olacaktır.
Meddah olacaktır.
Geleneksel tiyatro olacaktır.
Halk mûsikîsi ve oyunları olacaktır.
Çocuk atölyeleri olacaktır.
Ama insanlar buraya yalnız alışveriş yapmak için gelmeyecektir.
Görmeye, öğrenmeye, üretmeye ve birbirleriyle buluşmaya geleceklerdir.
Panayır böylece pazar olmaktan çıkıp bir yaşayan kültürel mîrâs alanına dönüşecektir.
ÜÇ KURUM, TEK NİZÂM
Asıl teklifimizin özü budur.
Üç ayrı bina yapıp üç ayrı tabela asmak istemiyoruz,
bir sistem kurmak istiyoruz.
Türk Halkbilimi ve Kültürel Mîrâs Enstitüsü BULACAK ve KAYDEDECEK.
Akhisar Çağlak Halk Üniversitesi ÖĞRETECEK ve YETİŞTİRECEK.
Dâimî Kültürel Mîrâs Panayırı ÜRETTİRECEK, YAŞATACAK ve HALKLA BULUŞTURACAK.
Bunların üzerinde ise Şeyh Îsâ'nın öğretisi duracaktır.
"İlim ile sanatı birleştirmek..."
Âhîlik bunun ahlâkını verecektir.
Âhîyân-ı Rûm bunun usta-çırak ve dayanışma hafızasını verecektir.
Bâcıyân-ı Rûm bunun kadın emeği ve kültürel aktarım tarafını besleyecektir.
Akhisar Âhîleri bunun yerel kökünü gösterecektir.
Çağlak ise bütün bunları Akhisar'ın kendi adı altında birleştirecektir.
ÇAĞLAK'I YENİDEN ANLAMAK
Belki de Çağlak'ın yeniden mânâlandırılması gereken zaman gelmiştir.
Çağlak yalnız konser değildir.
Yalnız lunapark değildir.
Yalnız stant değildir.
Yalnız birkaç günlük festival değildir.
Çağlak; buluşmaktır.
İlimle sanatın buluşmasıdır.
Ustayla çırağın buluşmasıdır.
Köyle şehrin buluşmasıdır.
Kadınla erkeğin birlikte üretmesidir.
Yaşlı insanın bilgisinin çocukla buluşmasıdır.
Geçmişin gelecekle buluşmasıdır.
İşte bu yüzden adına;
"AKHİSAR ÇAĞLAK HALK ÜNİVERSİTESİ"
diyoruz.
Çünkü yeni bir isim icat etmiyoruz,
Akhisar'ın kendi hafızasından geleceğine bir isim çıkarıyoruz.
Şeyh Îsâ'yı yalnız anmak istemiyoruz,
öğretisini yaşatmak istiyoruz.
Âhî Kayser'i yalnız arşivden okumak istemiyoruz,
onun temsil ettiği usta-çırak ve üretim dünyasını yeniden kurmak istiyoruz.
Bâcıyân-ı Rûm'u yalnız tarih kitabında bırakmak istemiyoruz,
Kadının taşıdığı kültürel bilgiyi yeniden üretimin merkezine almak istiyoruz.
Çağlak'ı yalnız birkaç gün kutlamak istemiyoruz,
Çağlak'ı bütün bir yıl yaşamak istiyoruz.
Bunun için Akhisar'a açık teklifimizdir.
Akhisar Çağlak Halk Üniversitesi'ni kuralım.
Türk Halkbilimi ve Kültürel Mîrâs Enstitüsü'nü kuralım.
Dâimî Kültürel Mîrâs Panayırı'nı kuralım.
Ve üçünü tek bir Yaşayan Kültürel Mîrâs Alanı içerisinde buluşturalım.
Akhisar'ın yeni bir hikâye uydurmasına ihtiyacı yok.
Şeyh Îsâ burada.
Çağlak burada.
Âhî Kayser burada.
Ustalar burada.
Köyler burada.
Kadınlarımız burada.
Çocuklarımız burada.
Hafıza burada.
Öyleyse artık mesele hatırlamakla sınırlı kalmamalıdır.
Hatırlayacağız.
Araştıracağız.
Öğreneceğiz.
Öğreteceğiz.
Üreteceğiz.
Ve ihyâ edeceğiz...
Şeyh Îsâ'nın asırlar öncesinden Akhisar'a bıraktığı öğüdü bir kez daha okuyup geçmek yerine, onu şehrin eğitim ve kültür nizâmına dönüştürelim.
İlim ile sanatı yeniden buluşturalım.
Ve Akhisar'dan başlayarak Anadolu'ya yeniden söyleyelim.
Bir şehir, hafızasını yalnız koruyarak değil; yaşayarak geleceğe taşır...
Kültürel Miras Seferberliği
(Bu yazı ve fotoğraf AKHİSARLILAR KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ SOSYAL MEDYA SAYFASINDAN ALINMIŞTIR)




İlk yorumu siz yazın.
Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.