Kendi şehrimde, kendi takımımın maçında yabancı gibiyim!

Bir şehrin takımını sevmek, sadece galibiyetlerde yanında olmak değildir. Bazen tek istediğiniz, kendi şehrinizin takımını kendi tribününüzden izleyebilmektir.
Doğduğum, büyüdüğüm, basketbolla tanıştığım şehir Akhisar…
Basketbol hayatımın önemli bir bölümü altyapı ve profesyonel düzeyde İzmir'de geçti. Sporculuk yaşantımın son üç yılında ise Akhisar Belediye Spor Kulübü bünyesinde hizmet ettim. Yani bu şehrin basketboluna sadece tribünden değil, sahadan da emek vermiş biriyim.
Ancak yıllar önce yaşadığım bir olay, bugün bile hafızamda tazeliğini koruyor.
Pandemi dönemiydi. Basketbol maçlarına sınırlı sayıda seyirci alınıyordu. Ben de doğup büyüdüğüm Akhisar'da, kendi şehrimin takımının maçını tribünden izlemek istedim. Salona gittim, kapıdan içeri girmek istedim. Ancak bana söylenen şuydu:
"Listede adınız yok, maça giremezsiniz."
Kendi şehrimin takımının maçını izleyemeyecektim. Bunun üzerine karşı takım İstanbul Basket'in menajerini aradım. Onun aracılığıyla İstanbul takımının seyircisi olarak salona girdim ve maçı izledim.
Düşünebiliyor musunuz? Doğduğunuz, büyüdüğünüz, yıllarca basketbol oynadığınız ve hizmet ettiğiniz şehirde, kendi takımınızın maçını rakip takımın taraftarı olarak izlemek zorunda kalıyorsunuz.
İnsanın kendisini ne kadar yabancı hissettiğini anlatmak gerçekten zor.
Aradan yıllar geçti. Dün tesadüfen yine Akhisar Belediye Spor Kulübü'nün bir maçına denk geldim. Rakip Konya Gençlik'ti. Bu kez herhangi bir sorun yaşamadan tribüne girdim ve maçın ilk yarısını izledim.
İkinci yarı başlamadan önce, Manisa Büyükşehir Belediyespor altyapısında basketbol oynayan oğlumla birlikte protokol tribününe geçtik. Maç öncesinde aynı salonda antrenmanı vardı. Sanırım yorulmuştu. Daha rahat bir yerde oturmak, maçı oradan izlemek istedi.
Protokol tribününde boş koltuklar da vardı. Oturduk.
Aradan yalnızca iki dakika geçmişti ki bir görevli yanımıza geldi ve şöyle dedi:
"Burası komple dolu, sizi birazdan kaldırabilirler."
Yine aynı his… Yine aynı hayal kırıklığı…
Pandemi döneminde yaşadığım o gün aklıma geldi. Bu kez de Konya Gençlik seyircilerinin bulunduğu tribüne geçtik.
İşin en üzücü tarafı neydi biliyor musunuz?
Maç boyunca protokol tribünündeki koltukların önemli bir bölümü boş kaldı. Yani mesele gerçekten yer bulamamak mıydı, yoksa kimin nerede oturabileceği miydi, bunu anlamak mümkün değildi.
Elbette her kulübün kendine göre protokol kuralları, oturma düzeni ve organizasyon sorumlulukları olabilir. Buna saygımız var. Ancak sporun en önemli değerlerinden biri de insanlara aidiyet hissettirmektir.
Benim derdim bir protokol koltuğunda oturmak değil. Benim derdim, kendi şehrimin takımını desteklerken kendimi misafir, hatta yabancı gibi hissetmemek.
Biz o salona ayrıcalık istemeye değil, destek vermeye gidiyoruz. Kendi şehrimizin takımını izlemek, galibiyetiyle sevinmek, mağlubiyetiyle üzülmek ve Akhisar'ın adını taşıyan bir takımla gurur duymak istiyoruz.
Şimdi kendi kendime düşünüyorum: Bundan sonra Akhisar Belediye Spor Kulübü'nün maçlarını izlemek için salona gitmesem belki daha iyi olacak. Çünkü insanın kendi şehrinde sürekli rakip takım tribününde oturmak zorunda kalması gerçekten üzücü.
Bir takımın başarısı yalnızca sahadaki oyuncularıyla ölçülmez. O takımın arkasında duran şehirle, taraftarıyla, altyapısıyla ve oluşturduğu aidiyet duygusuyla da ölçülür.
Tribünler boş olabilir ama o tribünleri doldurmak isteyen insanları küstürmemek gerekir.
Unutulmamalıdır ki bir takımın en büyük gücü, kendi şehrinin insanıdır. İnsanları salona davet etmek, onlara kendilerini o takımın bir parçası hissettirmek gerekir.
Çünkü biz sadece basketbol maçı izlemek istemiyoruz.
Biz Akhisar'ın takımını desteklemek, Akhisar'la gurur duymak istiyoruz.
Bir şehir, kendi takımının salonunda kendisini misafir gibi hissediyorsa burada düşünülmesi gereken sadece tribün düzeni değil, o şehrin takımıyla kurduğu gönül bağıdır.
Benim bütün sitemim de tam olarak buna…


